İçeriğe geç

Kolaylık ve çabuklukla davranan atik ne demek ?

Kolaylık ve Çabuklukla Davranan Atik Ne Demek? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden

İstanbul’un kaotik sokaklarında, sabah işine yetişmeye çalışan binlerce insanın arasında, bazen gözlerim hızla hareket eden, çevresine hızlıca uyum sağlayan kişilere takılır. Her şeyin akışına kolayca ayak uyduran, her durumda çabucak adapte olabilen insanlar… Bir yanda o kişi, bir yanda ben, kaybolan zamanın içinde boğulmuş hissederken, onun sakinliği ve hızına hayran kalırım. Fakat bir noktada bu hayranlık yerini sorulara bırakır: Kolaylık ve çabuklukla davranan atik ne demek? Herkesin bu hızlı tempoya uyum sağlayabilmesi gerçekten adil mi?

Bu yazımda, bu kavramı toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden ele almak istiyorum. Çünkü sadece şehirdeki trafiği veya iş temposunu değil, farklı grupların bu hızla nasıl mücadele ettiğini ve kimi zaman bu hızın kimler için ne kadar baskı oluşturduğunu anlamak da önemli.

Kolaylık ve Çabuklukla Davranan Atik Ne Demek?

“Kolaylık ve çabuklukla davranan atik” bir kavram olarak hızla adapte olabilen, çevresindeki değişimlere ayak uydurabilen ve hareketlerini ona göre şekillendiren kişiyi anlatıyor. Hızlı düşünme, hızlı hareket etme ve her durumda hızla çözüm üretme becerisidir. İstanbul’da bunu sıkça görüyoruz; metroya son anda yetişmeye çalışan birini düşünün mesela. Ya da tam trafikte bir taksi arayan ve her an orada duran aracı anında fark edip, bir adım öne geçiren kişi.

Ancak bu kadar çabukluk, sadece fiziksel bir hızla alakalı değildir. İnsanın içinde bulunduğu toplum, iş ortamı, yaşam koşulları ve psikolojik durumu da bu hızla nasıl başa çıktığını etkiler. Herkesin bu “atik” duruma geçişi farklıdır ve işte bu noktada toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet devreye girer.

Toplumsal Cinsiyetin Kolaylık ve Çabuklukla Davranan Atik Olma Üzerindeki Etkisi

Kadınlar, toplumda genellikle daha fazla sorumluluk taşırlar. Aile içindeki yükler, ev işleri, bakım sorumlulukları… İstanbul’da, özellikle sabah saatlerinde, metroya ya da otobüse binerken çoğu kadının üzerinde, bazen kollarında bebekleriyle, bazen de alışveriş torbalarıyla koştuğunu görürsünüz. Bu hızlı hareket etme hali, sadece fiziksel değil, duygusal bir baskıyı da beraberinde getirir.

Toplum, kadına belirli roller yüklediği için, birçok kadın bu “atik” durumu sürekli olarak bir şekilde yaşar. Hızlıca davranma zorunluluğu, sürekli bir “yetişme” baskısı oluşturur. Aynı zamanda bu baskı, iş yerlerinde de kendini gösterir. Birçok kadın, iş hayatında erkeklerden daha fazla hızla çözümler üretmeye çalışır, çünkü buna ihtiyaç duyduğunu düşünür. Oysa bazen bu hızlı çözümler, kaliteyi olumsuz etkileyebilir.

Bir arkadaşım var, Emine. O da sabah işe gitmek için evden çıkar, metroya yetişmeye çalışırken sürekli “kolaylık ve çabuklukla davranan atik” rolünü oynar. Hangi metroya bineceğini, hangi otobüse yetişeceğini hesaplamak zorundadır. Aksi takdirde bir sonraki iş toplantısına geç kalabilir, ya da tüm gününü kaybedebilir. Bazen konuştuğumuzda, bu hızın içindeki gerginliği hissedebiliyorum. Her şeyin hızla olup bitmesi gerektiğini, sürekli bir şeyleri yetiştirme ve çözme zorunluluğunu sürekli yaşıyor.

Çeşitliliğin Atik Olma Üzerindeki Etkisi

İstanbul gibi büyük bir şehirde, her gün farklı etnik kökenlerden, kültürlerden, yaşam tarzlarından gelen insanlar karşılaşıyor. Hızlı bir şekilde adapte olma, bir şehirde “kolaylık ve çabuklukla davranan atik” olabilme, bazen yaşadığınız çevreye ve sosyal konumunuza göre değişir. Bir yanda, iş hayatında hızla ilerleyen genç profesyoneller, diğer yanda ise daha düşük gelirli gruplardan gelen kişiler var. Bu grupların her biri, şehirdeki tempoya uyum sağlamak için farklı stratejiler geliştiriyor.

Benim tanıdığım, sahil kenarındaki eski evlerinde yaşayan yaşlı bir çift var. Her sabah, hiçbir aceleye gerek olmadan, kahvaltılarını yapıyorlar, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorlar. Oysa İstanbul’un hızlı temposu ve bir yanda yaşam zorlukları, diğer bir grup için bu rahatlık mümkün olmuyor. Bu iki grup arasında da zamanla ilgili bakış açısı ciddi bir fark yaratıyor. Bir grup, hızla geçmesi gereken, ama bazen bunalıp, kaybolduğu bir dünyada yaşıyor; diğer grup ise zamanla barış içinde.

Çeşitlilik, aynı zamanda bireylerin bu hızla ne kadar başa çıkabileceğini etkiler. Aşağı gelir grubundan olanlar, genellikle daha düşük eğitimli, zor yaşam koşullarına sahip kişiler olarak, toplumsal hiyerarşinin alt sıralarında yer alırlar ve bu durum, onların daha “çabuk” olmalarını gerektirir. Çünkü hızlı davranmak, bazen hayatta kalabilmek için tek bir fırsat olabilir.

Sosyal Adalet Perspektifinden Kolaylık ve Çabuklukla Davranan Atik Olmak

Sosyal adalet açısından, kolaylık ve çabuklukla davranan atik olma durumu, herkes için eşit değildir. Büyük şehirlerde, bu hızlı tempoya uyum sağlayabilenler genellikle daha avantajlı bir sosyal konumda olan kişilerdir. Eğitim, finansal durum, yaşadığınız mahalle, erişebileceğiniz kaynaklar, bu hızla nasıl başa çıkacağınızı doğrudan etkiler. Ancak diğer bir taraftan, düşük gelirli kesimlerden, engelli bireylerden ya da sosyal olarak dışlanmış gruplardan olan insanlar için bu “atik” olma hali bazen baş edilemez bir yük haline gelebilir.

Çalıştığım sivil toplum kuruluşunda, özellikle dezavantajlı grupların erişim sağlamakta zorlandığı hizmetlerde bu durumu sıkça gözlemliyorum. Zor hayat koşulları, düşük ücretli işler ve toplumun dayattığı hızla uyum sağlama zorunluluğu, çoğu zaman insanları yalnızlaştırır. Oysa sosyal adaletin sağlanabilmesi için herkesin aynı hızda koşmasına gerek yok. Hızla hareket etmek, her zaman doğru sonuçlar getirmez. Bazı insanlar için “hızlı olmak”, sadece hayatta kalabilme mücadelesinin bir parçasıdır.

Sonuç

Kolaylık ve çabuklukla davranan atik olma durumu, sadece bir yetenek değil, aynı zamanda toplumsal yapılar tarafından dayatılan bir durumdur. Bu hızın, kimler için avantaj sağladığını, kimler içinse bir yük oluşturduğunu anlamak gerekir. Toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, herkesin aynı hızla hareket etmesi gereken bir dünyada yaşamıyoruz. Bazı insanlar hızla adapte olmayı zorunluluk olarak hissederken, bazıları bu hızdan tamamen uzak kalabiliyor. Bu nedenle, hızın sadece bireysel bir özellik değil, aynı zamanda toplumsal bir baskı olduğunu kabul etmek gerekir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
vdcasino