Caresizlik Nedir Bilir Misin?
Hayatın anlamını bulmaya çalışan, ama bir yandan da güneşin battığına bakıp “bugün biraz daha saçma bir şey yapalım” diye düşündüğü o anlarda, en çok duyduğum şeylerden biri şudur: “Caresizlik.” O kadar çok duyduğum bir kelime ki, bir ara bu kelimeyi yaşama amacım haline getirmiştim, sonra fark ettim ki, hayatı biraz fazla sorgulamak her zaman iyi olmuyor. Hadi gelin, caresizlik nedir sorusuna beraber cevap arayalım, hem de biraz eğlenerek!
Caresizlik Nedir?
Caresizlik, aslında “hiçbir şeyin umurumda olmaması” gibi bir durumdur. Ama hemen yanlış anlamayın, bu sadece duygusal bir boşluk değil, bazen hayatın gereksiz yere kafa karıştırıcı olmasından kaynaklanan bir “tamam, ben artık bu kadarını kaldıramam” hali de olabilir. Yani, hayatındaki her şeye bir çözüm bulmaya çalışan birinin bir anda “Amaan ya! Olursa olur, olmazsa olmaz” diyerek, her şeyi bir kenara atmasıdır. Tabi, bu durum bazen sınırları aşarak tam anlamıyla “gerçekten hiçbir şeyin umurumda olmadığı” seviyeye gelir.
Bir düşünün, sabah kalktığınızda “Bugün ne giyeceğim?” diye sorarken, giysi dolabınızın karşısında dakikalarca karar veremeyip sonunda “ne varsa, onu giyeceğim” deyip çıkmanız… İşte tam olarak caresizliğin başladığı an!
Ama şunu da itiraf ediyorum, bazen caresizliği bu kadar eğlenceli kılmak da mümkün. Bunu yapmanın yegâne yolu ise “gerçekten bir şeye karar vermemek.” Mesela, pizza sipariş edeceğiniz zaman “Domino’s mu, Pizza Hut mı?” diye düşünmek yerine “ne fark eder, ikisi de pizza, siparişi ver!” demek.
Caresizlik ve Günlük Hayat: Komik Bir İlişki
Caresizlik dediğimizde, sadece büyük felsefi sorular değil, günlük hayatın en basit anlarında bile kendini gösteriyor. Mesela geçenlerde sabah uyanıp, birden aklıma şu soru takıldı: “Bugün gerçekten bir şey yapmalı mıyım?” İşte tam bu sorunun cevabını bulduğum anda, canımın istediği şeyi yapmak yerine, sadece evde kalıp hiçbir şey yapmamaya karar verdim. Akşamki yemeği de “ne bulursam onu yerim” felsefesiyle tüketmeyi tercih ettim. Ve sonuç: Neredeyse yemek tariflerine bakarken, birden “yok ya, salata yapacak halim yok” diyerek cipsle yetindim.
İçimden bir ses, “Kendine gel!” diyordu, ama o ses ne kadar çok duyulsa da bir türlü etkili olamıyordu. Caresizlik, işte bazen bu kadar dayanılmaz olabiliyor. Bazen durup bir bakıyorum, bir yandan hayatı ciddi şekilde sorgularken, bir yandan da “Bugün de mi hiç anlamlı bir şey yapmadım?” diyerek, o hiçbir anlam taşımayan anları anlık olarak anlamlı hale getirmeye çalışıyorum.
Caresizlik ve Çevremdeki İnsanlar
İzmir’deki arkadaşlarımda bu caresizlik olgusunu çok sık gözlemlerim. Örneğin, bir arkadaşım var, sürekli “Düşünme ya, ne olursa olsun, hepimiz ölümlüyüz” der. Tam böyle rahat bir insan, her şeyde mutlaka bir pozitif yaklaşım bulur. Bu arkadaşım bana sürekli der ki: “Gerçekten caresiz olmanın tadını çıkar, o zaman hayatı daha kolay kabul edersin.”
Ama ben, “Hadi ya, kolay mı kabul ederim?” diyorum, çünkü caresizlik bazen gerçekten de kolay kabul edilebilecek bir şey değil. İçsel bir boşluk gibi düşünülebilir, ama bir noktadan sonra o kadar rahatlatıcı oluyor ki, kendinizi “Bunu neden önce düşünmedim?” derken bulabilirsiniz.
Bir gün arkadaşım İsmail’le şöyle bir diyalog yaşadık:
İsmail: “Beni ciddi anlamda bu kadar kolayca üzen şeyleri neden önemseyeyim, hiç kafama takmam.”
Ben: “Eee, ama hayatın anlamını düşünmüyor musun?”
İsmail: “Yok, düşünmüyorum. Caresizlik, basit işte. Takma, geç. Ya da tak, ama geç.”
Ben: “Ben de seni anlamıyorum, kafamı böyle rahat tutmam lazım.”
İsmail’in bakış açısı bana o kadar cazip gelmişti ki, bir süreliğine caresizliğin ne kadar güzel bir şey olduğunu düşündüm. Sonuçta, sabahları kalkınca “bugün ne yapalım?” sorusunun cevabını “hiçbir şey yapma” olarak görmek, gerçekten de insana bir rahatlık veriyor.
Caresizliğin Felsefesi: İçimden Bir Ses
Bir süre sonra fark ettim ki, caresizlik aslında bir çeşit felsefedir. Şu soruya kendimi çok fazla kaptırdığımı fark ettim: “Hangi yolu seçmeliyim?” Çünkü bir şekilde her seçim, yeni bir sorunu, yeni bir soruyu getirecek gibi hissediyorum. “Aman, ne olacak? Ne olursa olsun” dedim, ve hayatımı bu şekilde yönlendirmeye başladım. Kafamdaki sürekli soru işaretleri kaybolmaya, hayata bakış açım yavaşça rahatlamaya başladı.
İç sesim: “Hadi, bugün de bir şey yapma. Akşamları yine yorgun hissedeceksin ama olsun, bak bir de üzüleceksin, o zaman görürsün!”
Ve evet, iç sesim yine haklıydı, her şey olduğu gibi oldu. Ama sonuç olarak, hiçbir şey yapmamak da bazen güzeldir. Düşünmek, kararlar almak, her şeyin anlamını aramak ve sorgulamak bir noktadan sonra o kadar yorucu olabiliyor ki, hiç karar almamak, hiç bir şey yapmak, bazen en iyi seçenek gibi görünüyor.
Caresizlik ve Yaratıcılık
İlginç bir şekilde, bazen caresizlik, daha yaratıcı bir düşünce yapısına yol açabiliyor. Çünkü kafanızın içinde o kadar fazla seçenek olmuyor, sadece bildiğiniz yolu takip ediyorsunuz. Bu, her şeyin olması gerektiği gibi, doğal bir şekilde gelişmesine izin veriyor.
Mesela bir akşam, takıldığım kafede birden şu fikri buldum: “Ya, şu an hiç düşünmeden bir şey yazabilir miyim?” Dedim, ve başladım. Bazen, hiçbir şey yapmamaya karar verdiğinizde, birden özgürleşiyorsunuz ve aklınızda bir sürü yeni fikir uçuşmaya başlıyor. Herkesin “neyi sorgulamam lazım” diye düşünürken, ben de “ne sorgulayayım ki?” diye düşündüm.
Sonuç: Caresizlik Nedir Bilir Misin?
Caresizlik, hayatın gereksiz karmaşasını bir kenara bırakmak ve sadece “yaşamak” demektir. Bazen düşünmekten yorulup, hiçbir şeyin anlamını sorgulamadan sadece “yağmur yağıyor, umurumda değil” diyebilmek de gerekir. Sonuçta, hayatı fazla ciddiye almak bazen ciddi bir kafa karışıklığı yaratabilir, ama caresizlik buna karşı bir nevi terapi gibidir.
Tabi, abartmamak kaydıyla!